***
Garip bir tada binerek
çölü kat etmek
ve geçmek bir şehirden
ki orada
şairlerin tezgahları
umuttan yoksundur ...
Geceli mırıldanmalar
bir yere varmıyor ,
tamamla beni senle !
Patlayış içten başladı
tüm kapılar kapandığı zaman
ve kül oldu
büyük kapı açılışının umudu .
tamamla beni senle !
karanlık dualar
kendi bağlarından kurtulmuyor
ve bakışlar selamın tercümesi değil
ve eller birbirinden uzaklaşıyor .
Bir üzüm tanesine bindireceğim seni
her şeyi görmen için
her şeyi görüp inanman için .
Tamamla beni senle
Tamamlamaktan başka yol yok
Yok hiçbir yol .
1990
***
cununu
yüceliklerde düşlüyor
köpüklenmiş seldir
dört yönlü bir hançer
nabız ve kabustan dolu .
kendini engelleyen bir aşktır
ve mutlak bir öpüşün tecrübesi
bir bakışla :
samimiyetin yozlaşmasını
ayrılığın panzehiri olarak sunulduğunda ...
Merak eder
son barikatın şüphesizliği
ve bir sıcak elin ispatıdır ;
barut
beyaz Mina’lara dönüşür
o dokunduğunda .
Ve kirpiklerinde
şefkat fıskiyeleri filizleniyor
Gönlünün Leyla’sı raks ettiğinde
Sesi zarif bir titreşimdir
Ve gitmesi yeni bir yoldur, öldüğünde .
şiirin inişinde ,
ve kırılgan bir hece , şarkılarda .
Sonudur açılabilen ellerin
zamandan gebe bir göğsün doğuşudur
kısırlık
görkemli bir zafer tacı gibi
başlara takıldığında .
1990
***Mavi
Sedadır
Gülden , sudan
Ve benden daha aşık .
Mehtaptan akar seherde mavi
Yıldızlardan ve topraktan
O süzülmüş gönülden , selamdan
Vedadan .
Bakışta akar mavi
Gönül ‘e iyi gelir selam gibi
ve uzak yollar gibi .
Seyretmeyi hep sevdiğim ellerin
Damarlarında nakşolmuş mavi
Seyretmeyi , tutmayı sevdiğim eller
Bulutlar gibi , yağmur gibi , şiir gibi
Ve mavi gibi
Uzaklarda yücelik olan
Şiir gibi .
1989
***
Söyle !
yapabileceğini söyle ,
şiir olunca
sonsuz bir an olur
pılını pırtını topluyor ölüm
suskunluk ısınıyor
ve bakış eşiği geçiyor.
Yapabileceğini söyle...
ve gariban gelsin
yapabileceğinde
pılını pırtını sersin.
1988
***
*** Ve acı
kaçacak senden
kırılganlığın en doruğunda
yüzüne bakıp ona
HAYIR! Dediğinde.
Efsane senden oluşur
ve canın mıknatısı
en uzak sınırların inzivasında
şiiri nöbete görevlendiriyor.
sen direnirsin
ve yara bir başlangıçtır
ki şüphesiz kılıyor insanı sevmek üs’sünde,
ve tenin çırası
en sevdiğim şarkıdır
en sevdiğim şarkı.
1988
***
Ve şiir
pınarların taşlanmasından doğuyor
ve yeni dokunuş
anıların yenilgisi değil.
İlk sözcük cezbediyor
sezdirmeden.
Şiirle
bir mucize yüceliği
ve bende
eskimeyen bir bekleyiş
sezdirmeden .
1988
***
Ve aşk
bir dua idi
ki kızlar
yeryüzünden önce
bakışın eşiğinde yaşadılar onu.
Mahcubiyet yanıtsız kaldı, sustu
ve umut
herkesin gözünden uzak
suskun hücrelerde
gözyaşı döktü
sonsuza dek.
1988
***
İşte!
Yeşerttiğin ova
yağmur!
Ve güneş işte!
Sarartıyor.
Ah!
Şaşırdım kaldım
şu seher ve sabahın ikilemine...
Aşığım güneşe
ve mecnunum sana
yağmur!
1988
***
Ölülerimin
kemiklerinin tozu
çiçek çiçek
gidiyor rüzgarla
ve hüzün
gözlerimin kuytusundan;
o zamanki sen
iyilikten
Ay’a dönüşüyorsun
ve ellerin
aşıkların fenerine.
1991
***
Keşke
bir şarkı olsaydım
ey dost !
Bir şarkı
sadece bu ,
bir şarkı
ve gardiyanın gönlünden
çok uzak .
1992
***
Yolun tadı nedir ?
Sorma
git !
Ve sorma uzakların kokusunu
yakının belirsizliğini ...
Dizler
anıların bütünlüğüdür
ve kalmamak
bütün zamanlar için
bir şiir .
1992
***
Gurbet nerede ?
nerede sılam ?!
somut ufuklar
hayalın yolunu kesmiş
ve yakın
uzaktan daha kaygan ...
Aşk nerede ?
Bir yabancı soluğun varlığı
bakışın duruluğunda
faciaya dönüşüyor
ve gurbetçi
sevgi küllerinde bulur kendini .
Yüreğin nerede ?
Nerede ellerin ?!
Dizlerim
belirsizliğe götürdüler
durmadan beni .
1992
***
Söyledin ki aşk
aydınlık bir düştür
şarkılarla sıvanmış .
gittin ve aşk
çoğalmasıdır gölgelerin
hüzne sıvanmış
selamdan uzak .
1993
***
Ve “sen”den başladı yol
arayış yara’dan .
Çıra hürmet oldu
ve damla , nihayet ,
Hane
gaye oldu
ve aşk yücelik ...
ırmak gitmeyi öğrendi
şair akıbeti
ve şiir görmeyi .
1993
***
Şairane yaşamak
hücumunda umutsuzluğun ,
o zaman ki ses
kırık bıçaklardan üretiliyor
ve pencerenin kırılması
canın ahengini oluşturuyor .
Hiç’i okumak
ve her şeyi söylemek
ve sabır , ve sabır
ve sabrı şüphesiz kılmak
bekleyiş dehlizlerinde .
Aşkı yaşamak
ve yüceliği , şiiri ,
sanki yara’da bir hane
ve direnişte ırmak .
1993
***
Gözlerinin derinliklerinde
bir ağaç var ,
topraktır o
ve yaprak ,
tuzdur damarlarının gönlü .
orada konuyor
ki başlıyor kelebekler
rengi
gitmeyi
ve aşkı .
1993
***
Yılların
yılların uçuyor parmak uçlarından
dağların uçuyor , dudakların
bir bebek kadar duru
bir sevda kadar kara
ve bir balık kadar
kaygan olur gökyüzün .
Düşlerin köpüklenir
kızarır yolların
günün hayalleşir
gökkuşağı sarılır bileklerine .
Aşık olursun
vurulursun bakışlarını birinin
kavuşursun mor dağlara
yaşayarak o bakışı ...
Yılların
yılların yerleşiyor avuçlarına
bir şiir kadar duru
bir sevda kadar kara .
1994
***
Gönül kendinden
ben senden
ve gece kalenderliğinden perişan .
Uzaklık
Bilinmezliğe dek .
yağışın susamışlığıdır
dünyanın büküşü
ve isteğin sıkışmasıdır
dudağın titreyişi .
Diyar
damarlarımda raks ediyor
yar
gözbebeklerimde .
1994
***
Sevinç
suyun nakşı
su
sahilin hasreti
gönül
yolun yorgunu ...
Barış
and’ın sonu
barış , asilerin kalesi
ve barış , zamanın sılası .
Ötesi zamanın
sedanın nabzı
ötesi sedanın , nabzın tadı
bakışın atışı , düşlerin çöküşü
düşlerin tecellisi
canın müziği .
1994
***
Yolların
yönlerin köpüklenir
kızıllaşır bulutlanır
hayal olur gurbetin .
Anıların saçlarına
anların öğelere yerleşir .
bulunmaz olur yağmurlu bir gecede
sokaklarda dolaşır kara gözlerin .
Yamaçlara bakmak olur şarkıların
soluk soluğa ,
dinginliğin yayılır kirpiklerine
dalga dalga
varmak serüveni ezgileşir ...
Tarumar
Avarelik .
1995
***
Gitmekten doğdu
Ne doğmuşsa , kalmamaktan .
Yol serüveni
Akıyordu damarlarında
Sıla demeden yaşıyordu dizleri
Gidiyordu , efkarlı .
Gitmekten oldu , ne olmuşsa .
Kirpiklerine sarı vermiş kum taneleri
Saçlarına alevler konmuş
Gözleri açık kederli .
Kabarırdı ayak izleri toprakta
Nakış nakış
Yağmurlaşıyordu parmakları
Damla damla ...
Şu gitmeler içinde
Bıraktı dalgalara
Tenha ellerini
Lime lime ...
Ah !
Şu gitmelerden doğdu
Ne doğmuşsa .
1995
***
Dediler
Hayaldir amacı , yolu .
Dediler
Buluttur gördükleri
Güneşi düştür .
Yağmuru onun
Sonuçsuz çabasıdır bir kelebeğin
Alevlendirmeye ateşi ,
Ve şiirleri
Uyurgezerlerin
Uyanıklık evhamıdır ...
Dediler ...
Öyle dediler
Ve o gitti
Ve biz kaldık
Bulutsuz
Güneşsiz
Yağmursuz
Ve
Düşsüz .
1995
***
Kederleniyor göğsümdeki hayal
“ Dost”un
kaygılarını sezerken ;
ve sevmek duygusu
parmaklarımın kuytusunda
hüzünlü kalışını sürdürüyor .
Gözlerim acıyor
“Patris”i* anımsarken
ve bir dizim .
Avuçlarım ısınıp alevleniyor
Yaşadığımda “Brono”**yu ...
Amansız olur yalnızlık
Gece olur, gökyüzü çöker
Buza vurur kalbimin atışları
Sesim bulutlanır .
“Dost”un dokunuşu sarılmıyorsa anılara
kederleniyor hayalımdaki gülümseme
Zühre’siz kalır damarımdaki ozan ,
içim yalnız kalır .
* : Patris LOMUMBA – özgür kongo’nun cumhur başkanı .dönemin
sömürgeci belcika yönetimi tarafından kaçırıldı , işkence
altında öldürüldü .
**:Jugordano BRONO –büyük İTALYAN filozofu-16.yüzyılda
engizisyon mahkemesi tarafından mahkum edildi , yakılarak
öldürüldü . sözünden dönmedi .
1995
***
Boğazımı bulutlar bağlamış
Ellerimi .
Gözlerim
Kırık camları okşamaya mahkum
Ve damarlarım
En uzak sınırlarda avare ...
Kendi kadar yalnızdır sedam
Benim ,
Ey yüce sözcük mavi titreyiş !
Getirdiğin senin
Kırık bir tanrının kırıkları
Ve kazancım benim
Gözlerimin parçaları
Ve ihtiyaç omuzları ...
Avare bir cihanı omuzluyoruz
Soğuk bir ateşin dehlizlerinde
Ve parmaklarımızın dökülüşüne
Şu kısır toprağa
Hala inanamıyoruz .
Unuttuk yağmuru
En yakın düşümüz
Gökyüzünün yıldızsızlığında
Kaybolur
Ve şiirin gerçeği
Dudaklarımızın yanışına dönüşür ...
Uçmak
Perişan hatırası oldu asırların
Ey baharın düşü
Gel ey mavisi asilerin !
Gel ey
Aşkın yüceliği
İnancı asilerin !
1995
***
Rengin milelerde saklı sevinç
Ve nakış
Hayalin çocukluğunda .
Uzaklaştı mavi havuz
Kağıt fener
Kahkahası kumrunun ...
Kelebek damarda gizlendi
Ve balık
Göğüsün kuyusuna
Heftsin *
Öykünün koynuna
Lale kalbin kutlusuna ...
Sevinç
Uzak bir pınarın mırıldaması artık
Ve Sevinç
Çocukluk eriklerinde saklı .
*: heftsin : İRAN’da nevruz bayramı sırasında
( İran’da yılbaşı) yedi çeşit , S, harfiyle başlayan
meyve ve sebzelerden kurulması gelenek olan bir
sofra. Yenileyen doğayı simgeler
1995
***
Gidiyor
Hayalimin yarısı
Issız bir sabahın başlangıcında
Varmamayı sezerek ;
Şiirlerim gidiyor
Bilirim ,
Acı renginde bir dokunuş
Bir koku
Ve acı şeklinde bir yol kalır .
Bir çift kanat süslüyor düşlerimi
Gidiyor ,
Ve sevdası serpiliyor kumlara
Sedası .
Ürküyor dudakları
Omuzları titriyor
Gidiyor
Bir şarkı olur titreşim
Değişim
Bir yankı .
Gidiyor ömrümün yarısı
Issız bir yankının yolunda
İzi kalıyor göğsümde ;
İzsiz yollarda yine aynı soluk :
Değişim.
1995
***
Kaldı içimde
Betimlenmemiş rüyası
Paylaşım .
Sedası
Fışkırıyordu yüz hatlarından
Bir su damlası geziniyordu sisli bakışlarında
Havasında
Düşlerimde kaldı kırık kanatları ;
Bükülmüş dudakları :
Serüvenin başlangıcı
Çığlık , bir yansıma ,
Yankısı : uzak göllerin suskunluğu ,
Feryat : bir karşılaşma ,
Yaşamı : bir gülümseme
Avuçları : bestelenmemiş henuz
Yağmur parmakları
Yüreği evren ,
Parmak uçları : gezginlik ,
Gurbeti :
Raks eden bir bulut ,
Hayatı :
Beklenmemiş bir doğum ,
Adı : yaşam .
1995
***
Gözlerini
Görmemiş kimse
Gölgelerin sınırındadır
İnanmanın suretinde .
Aşkın nefesidir
Düşün ateşi
Rengi gökyüzünün ;
Sınırlarına dek gitmemiş kimse .
Tenin parçalanmasıdır ,
Yankısı yüreğin ,
İsteğidir sedanın
Şiirlerini
Okumamış kimse .
1995
***
Yalnızlık
Rüzgar perişan ettiğinde seni
Ağıta dönüşür
Gece
İnişte olan bir ayet’e .
Bekleyiş
Bir şarkının mahcup tekrarı
Ve seher en uzak sınır .
Yalnızlık perişanlığıdır bakışın
Ve seda
Çökmesidir hayalın
Ve yalnızlık
İnancıdır tenin .
1995
***
Konuştuğunda gelincik çiçeğinden
Gün batımını nakş ediyordu ruzgar
Bakışlarında sanki ;
Kızıllığı gurubun
Yakıyordu ellerimi .
Ve ben uzaklara gidiyordum
Bir teselli aramaya
O teselli ki bulması için
Gurbeti koklamıştım .
Gelincikten konuşurken sen
Sanki istiyordun yağmur yağsın
Yaksın gurbeti , yırtsın mesafeyi
Ve bizden konuşsun
Gelincikten konuşurken
Sen .
1995
***
gholamreza zand için
en kısa sesimizle düşünüyoruz
ve ölmek korkusuyla
dağıtıyoruz kendimizi .
ölüm geliyor
rüzgar esiyor
aşk gidiyor
götürüyor bizi kendisiyle
ve ölüm korkusunu gömüyor
gözlerimizin derinliklerine .
evet dostum
en kısa sesimizle düşünüyoruz
ve ölüm korkusundan
ölüyoruz .
1995
***
Doruğun derinliklerinden
Şu karanlık çöküşü
Kül eden bir ses
Gelmiyor artık .
Yücelen bir öfkeyi
Bayrak etmiş bir kol
Olmuyor artık ;
Toprağı ve göğü
Eşit sevebilen
Uzağı yaka bilen
Bir kol ...
Gelmiyor aşk artık
Şu bahçenin köksüzlüğünden yorulmuş
Dost’u aramaktan yorulmuş
Baharın gecikmesinden sıkılmış
Tarihin yolcusu
Soğuğun sürgünü
O ki benim ...
Bana
Aşk gelmiyor .
1995
***
gönlümün şehidi
şapur için
gittiği zaman
bir gam’dan bir hasrete
şarkının sonbaharıydı yüreklerimiz
direnişin yaprak dökümüydü
gittiği zaman .
aşk , en kaybolmuş
vefa , en yalnız
ve gönül en yuvasızdı
gittiği zaman .
döküldü birer birer tenin menekşeleri
sokağımızın köşesinde
ve bakışların ateşi
yaktı parmaklarının yapraklarını
alevlendi kahkülü ...
Şiirlerimiz
Dudaklarının mırıldanmaları
Ve şarkılarımız
Yüreğinin haykırışları ...
Gitti o
Ve doluyuz gelişinden
Gittiği zamandan . 1997
***
Titreyişin derinliklerinde
Var olmak
Ve isyanın yüce asiliğinde ...
Sen
Tamamını gidememişsin .
Kaybolur sedan
Bekleyişin kıvrımlarında
Hüzün bulutunun yağışında
Şu tenin çöküşünde ...
Kendi tamamını gidememişsin
Kalmışsın
Ve kaybedersin kendini
Gurbet bulutunda
Zaman dehlizinde .
1997
***
kan olup şoselerin damarlarında
gittim .
serabımı uçurtmak için
bir çift kanat aramaya ...
ufukta bulduğum
dizlerimin kırıkları ...
on beş yıl oluyor bu günlerde
ve ben hala
dizlerimi toparlamakta ,
on beş yıl oldu da ben
serabımı uçurtmak için
hayatta .
1997
***
Gelmiyorsun
Yaralar yıpranıyor
Selamlar uzaklaşıyor
Gelmiyorsun .
Gece
Gözde yuvalanıyor
Sabah , hüzünlü ve yorgun
Yolun yarısında kalıyor
Ve pencere hiç açılmıyor .
Gelmiyorsun
Bekleyiş bütünlüğümü kapsıyor
Arzunun gerçek olması
En uzak sınır oluyor
Ve düş inancımın yoldaşı ...
Gelmiyorsun ve ben hala
Gelmeni gözlüyorum
Ve sen ...
1997
***
Kaybolmuş bir sılanın
Kaybolmuş şairi ,
Harap bir zihnin seraplığı
Bin uzaktan uzak ben
Arzuluyor seni .
Bin aynanın içinden geldim
Bin pencere , bin bağ
Bin kuşku
Ve bin isyanın dehlizinden ,
Sana geldim
Ve sende dolanıyor hala
Bin ‘ hayır ‘in yankısı
Uzaklığın yankısı ;
Ve ben
Kaybolmuş bir aşkın kayıp aşığı
Bin sabrın bekçisi
Şüphesizliğinin hasretinde
Umutsuz bin duanın
Umutlusu
Bin aynanın
Perişanlığı ...
1997
***
mecliste pankard
açtıkları için 96 yıl
hapis cezasına çarptırılan :
Bülent , Metin , Aşkın ,
Mahmut , ve Özgür için .
96 yıl adımlarken seni
Bekledim sevdiğim gibi
96 yıl ,
Damarlarımda giden kervanın
Çanlarının tınısından
Şiirler yaptım
Beklerken seni
96 yıl .
1998
***
Balıklar su içer mi ?
Sordum kendi kendime ...
O da beni seviyor mu ?
Sorusu gibi yanıtsız kaldı .
Ve ben
Gitmekten başka
Yapacak bir şeyim kalmamıştı
Balıklar su içip
İçmese de .
1998
***
Hüznümden
Hasretime geçerken sen
Gömdüm avuçlarıma bekleyişimi ,
Darılma bana sevgilim .
Uzaklara götürmek sensizliği
Bir gereklilikti
Şarkılarla yalnız gidemezdim .
Gitmemen gibi
Gitmem gerekirdi
Darılma bana sevgilim .
1998
***
Şu cihanın
Neresinde öğrendik
Aşkı
En yersiz yerde tüketmeyi ,
Vefayı
Sabırsızlık çıkmazlarında kaybetmeyi ...?
Ve bekleyişi :
Gecelerimizden daha renksiz
Ellerimizden daha kaygan –
Nerede öğrendik
Çözülmeyi sıkılmışlığımızda
Yok etmeyi gözlerimizde ...?
Neresinde öğrendik bu cihanın
Hangi cihansızlıkta ?
1998
***
Gitti
Kaldık Mişa ile ben
Bakakala yoluna
Gitti .
Büyüdü sorular
Aktı günler bulutlar büyüdü
Gitti .
Ve hiç düşünmedi
Renksizliğin eşiğinde
Mişa ile ben
Ne kadar yalnız kaldık
Hiç düşünmedi
Gitti .
1998
***
gönlümün şehidi ,
Şapur’a
Ve sedan
Sonsuz bir isyandır
Ki geceyi ay’landırıyor
Sapur !
Gözlerime yıldız dök
Sensiz uçmak umudu
Uzaklaşıyor ruhumun umudundan
Ayrılıyor gözümden , kanadımdan .
Işıldat ellerini
Daraldım suskunluklardan ...
Kuşkuların ardından gel ,
Deli bir ırmak arıyor seni
Alevden dalgalarıyla ...
Sabırların ardından gel
Gel ey Şapur !
1998
***
Ne çok hemsofralığı *
Yaşaması gerekiyormuş gönlün
Ne çok .
Ki ermek avuca konan
Peşkeş değilmiş meğer .
Yanlış gitmelerden
Yıpranmış ayaklarla
İnanmaktan yorgun gözlerle
Boş ellerle ...
Ne çok gitmesi gerekiyormuş gönlün
Ne çok direnmesi .
*: Hemsofralık : sofradaşlık – gönüldaşlık
1998
***
Şiir mı
Hazin olan bu kadar ?
Gözdeki kara acının acımasızlığında
Sevgiyi aramak için
Rüzgar içinde ayak yıprata bilesin ?
Ya da zarif bir aşkın gurubunu
Gözyaşına bulanmış
Gülümsemeyle
Seyrede bilesin ?
Ya da şefkatin kanatlarını
Alışkanlıkların sarmaşığıyla
Bağladıkları zaman
Ağlaya bilesin ?
Şiir
Değil mı bu?
1988
***
Gülüyorum
Tılsım var ve kaçış
Soğuk var öpüşme sız ,
Ve damarlarımın sonunda
Bir damla gözyaşı
Ben gülüyorum ...
Gelmiyor içimden ağlamak
Ve ben korkuyorum ,
Çok uzaklardan bir ses duyuyorum .
Dua mı edeyim ?
Hangi eşik anlıyor ne istediğimi
Hangi eşik !?
Bunu anlamak için değil miydi
Ki dizlerimi kaybettim
Gözlerimi kırdım
Ve ellerimi bir buluta sattım ,
Gitmesi için , gitsin
Ve beni gurbetime bıraksın
Aramam için aradığımı ?
Bana söylediler : yok bir bağ !
Ve içimde bir soru dalgalanıyor :
Kimdi bunu söyleyen ?
Ne diyordu ?
Şu uzun yolda
Gözlerimin damarları bile
Bağ oldu bana
Kimdi bunu söyleyen ...?
Yare’nin ötesinde bir hane var
Avlusunda bir dua
Perişan yankısını duyuyorum ,
Ve düşünüyorum , düşünüyorum
Gelmiyor içimden ağlamak
Ve ben gülüyorum .
1988
***
İstiyordu
Nasıl istiyordu gönül
Söylemeyi sana :
Seni seviyorum .
Gökyüzü yakındaydı
Ve o korku içimde
Ki mırıldanmamın yankısını duysun ay
Ve yanağıma
Döneklik damgası dağlasın ...
Söyleyemedim .
1988
***
Ellerinden
Ağıt alıyorum ,
Direnişinden şiir ,
Canımın yörüngesinde
Devinen direnişin .
şarkı
Keşfiydi sonsuz bir an’ın
Ve kılıçların çekaçeki *
Kopuşsuz kılındı bakışımda .
Şair yüce bir varlıktı
Ve şiir
Her zaman bir hançeri simgeledi
Bağrında .
*Çekaçek : Kılıçların bir birine değdiğinde çıkardıkları ses .
1988
***
Ve söz
Senden ısındı
Sözcük oldu hüzün ,
Acı
Gönülden eksik olmadı .
Sözcük bir dehşetti
Ve onu kavrayan
Hala sokakta gidiyor .
Yağmur yağdığında
Senden dolmuş
Pencereye gittim
Ve çok sevdim
Sokakta gideni .
1988
***
En zarif ay
Onu çağırdığında ,
Bulutlar düşmanlığından
Vazgeçtiklerinde ,
Gönül hatıra olduğunda ,
Selam uzaklara gittiğinde
Ve öpüş geri gelmediğinde
Ona bakmıştım ,
O seher oldu
Ben seyrediyordum ,
En zarif ay
Onu çağırdığında .
1989
***
Sözümü susmuş yürüyorum
Tahammül vadesinde ,
Ve tekrar ediyorum avareliği
Sesimde .
En kara topraktan filizleniyorum
Ve bekleyişten , bekleyişten
Ve adım
Filizlenmenin en gizli kuytusunda bile
Hecelenmiyor , hecelenmiyor .
Gece
En garip bakışını seriyor
Ve ben
Almış başımı gidiyorum
Bekleyişle , bekleyişe
Tahammül vadisinde
Sabır yokuşunda .
1989
***
Şairler
Korkudan doğuyorlar
Ve en eski şarkı
Gurbet taşıyor gözlerinde .
Öyle anlar var ama
Ki şair
Maralların ve kaplanların sevişmesinden doğuyor ,
Öyle anlar var ki mezarlar
Fatihler gibi yelken açıyor
Ve ölüler
Huzurlu bir soluğu tecrübe ediyor .
Öyle anlar ki şiir
O kadar güzeldir ki ben
İnanıyorum sana aşık olduğuma .
1988
***
Dedin ki şiir
Onun gözlerinin
Parçasıdır günbatımında .
Dedin ki şiir
Sevdalı bir anın cezb edişidir
Ki dost
Garip bir gurbetten
İnanmayan gözlerinin önünde
Filizleniyor topraktan .
Ve dedin ki şiir
Ay’ın hüznüdür
Bir yıldızın kayboluşunda , seraptan
Bir göy de ...
Ve dost düşündü ki
Şiir kalıcı bir zülümdür
Ve şair sonsuza dek ondan
Payını almakta .
1988
Sayfa Özeti: Deyişler
Sayfa Açıklaması: şiir iran çağdaş şiiri heykel heykeltraş iranlı heykeltraş babek sobhi iranın ve türkiyenın çeşitli kentlerinde , mermer , granit , seramik , ahşap metal ve atık metal gibi çeşitli malzemelerden hey
Anahtar Kelimeler:
Deyişler